19 Eylül 2012 Çarşamba

İlk Anlar...


New York’ta turist olarak full time işe başladım. Çok para kazandığım söylenemez. Hatta üstüne para veriyorum. Sigortamı da kendim yapmak zorunda kaldım. He bir de sık sık mesaiye kalıyorum... Manhattan tavafımı tamamladıktan sonra, allah katında çok ayrı bir yere yükseleceğimi, “hacı” olmasa da o tarz bir sıfat kazanabileceğimi düşünüyorum. He ama dur ya biz zaten Türkiye’de birbirimize hacı diye sesleniyorduk değil mi? Hoşlandığım çocuk bana “hacı” deyince dünyam kararmamış mıydı? Tabi onu buraya entegre edemiyoruz. Ne bileyim, gidip; “what’s up pilgrim?” veyahut da “what did you do pilgrim?” diyemiyoruz (bkz. Naptın hacı). “what did you just call me?” diye girerler adama herhal...

Bu amerikalı vatandaş, bütün uçuş boyunca dua edip ağladı. sanırsam onun ilahi gücü ile buralara kadar geldik... 

ABD topraklarına ilk ayak bastığımda zilyonlarca insandan oluşan bir sıra beni kucaklıyordu. Her zaman olduğu gibi USA insanlarının kolayca geçebildiği ayrı yerler, diğer ülke vatandaşı olan visitor’ların onsekiz saat beklediği yerler şeklinde bir ayrım vardı. Customs and immigration’dı galiba beklediğimiz bu yerin adı. İşte bildiğin gişede memur adamlar var, seni alıp almıcaklarına dair güvenlik soruları yok parmak izi bıdı bıdısı filan yapıyorlar. Şöyle diyyim, yani türkiye’deki memur zihniyetine söveriz ya, burda da aynı yani. Mutsuz bi adam var, arada birileriyle muabbet edip kaytarıyo, başka biri “yaw burada sıra bekliyoruz!! İşini yap!” diye bağırıyo filan. Neyse bu bölümden kurtulunca kendini taksi sırasında buluyorsun. O sırayı da atlattıktan sonra, bildiğin filmlerdeki taksidesin abi. Yani o filmler, o taksi sürücüleri, her şey aynı diye bana bi kal geldi önce. Sanki setteyim lan? Jamaicalı abinin kırık ingilizcesi ile muabbet ediyorum filan. Değişik. Etrafa bakıyorum... Film film film. Amca aynı türkler gibi araba kullanıyor, yani ha şahine binmişsin istanbul’da, ha bunların ford’larına binmişsin. Aynı şey. Burda JFK’den Manhattan’a gitmek için taksiciler turistleri kazıklamasın diye fiks bir ücret belirlenmiş. Üzerine köprü ücretleri filan ekleniyor. Ben gelmeden önce incelemiştim 45 dolar+ ücretler idi. Aha bi baktım zam gelmiş 52 dolar olmuş. Aa dedim, iyi iyi şanslıyım yine (!)

Taksici amca, aldığın o hayvani tip'le çocuklarına güzel bişeyler almışsındır umarım...

İlk 2 günümü geçireceğim sevgili Brezilyalı arkadaşlarımın evine doğru yola çıkmam gerekiyordu. Arkadaşın telefonunu edinmiştim. Aradım, bana bi adres söyledi. Hacı dedim ben anlamam öyle taksiciye söyle sen dedim. Neyse o bana, ben taksiciye bilmem ne derken... Yani konuşma baabında, biz bi şekil Adriano ile buluştuk ve ben anahtarları aldım. Sonra adriano’nun evine doğru devam ettik. Ulan ülkeye ilk kez gelmişim, elimde anahtar, evi bul daireyi bul. Biraz maceralı oldu tabi. Taksici de onu tip’e boğmam için kıllık yaptı. Al dedim şu 10 doları (tip olaraktan), beni serbest bırak allah aşkına. Velhasıl eve geldim işte, klasik yine filmlerdeki gibi minik bir ev. 2 3 kişi yaşıyordu galiba. Kaldığım süre boyunca bile pek anlayamadım. Salon kanepesinde yatacaktım. Baktım ahan da kırık. Göçük. Eh dedim melis, hoş geldin.

Yolun solunda gördüğünüz şeyler, metro şantiyesi. yani ha üçkuyular poligon, ha east harlem  :)

Tabi eve geldiğimde saat 6 filandı herhal. Oysaki türkiye kafamla gece 1. Tabi geberiyorum. Migren, açlık... Buradaki arkadaşlarımla buluştum. Dediler ki, Melis Melis seni mahallemizin yeni bi restoranına götürelim dediler. Ben de kılım ya, otu boku yemiyorum, beni de yemeğe götürmek zahmetli bir iş...  Neyse menüyü aldık. Ana... Kavaklıdere, Sevilen... Adana Kebab... nolüyo len? İçim direkt ülke hasretiyle doldu da ben mi yanlış görüyorum? Sonra bize servis yapan garsona döndük dedik ki, “abii, sen Türk müsün??” “aa evet merhaba” filan derken, Türk restoranına gelmişiz. Sen kalk, İzmir’den NY’a gel, ilk restoranın Türk restoranı olsun. Zaten Ankara’ya ilk gittiğimde de beni rakı balığa götürmüşlerdi de Yunan şarkıları çalıyordu. Ege ezgisiymiş. Böyle de şanslı biriyimdir. Neyse yemekler lezzetli idi en azından...
Gypsy bizim Türkler'in mekanı. hemen yanı da Kinsale Tavern,yoksa orada da bira mı içmiştik yaw?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder