Siz siz olun, kıtalar arası uçak biletlerinizi almadan önce,
kendinize önce kalacak bir yer ayarlayın.
Derler ya... “Siz siz olun siyah pantolon üzerine kahverengi
ceket giymeyin.”, “Siz siz olun güneş kremi sürmeden öğle saatlerinde güneşe
çıkmayın” Of şu an var ya, tüm kelimeler anlamını yitirmiş durumda. Biz kimiz,
neyiz, siz kimsiniz, orada neler oluyor demek istiyorum.
Böyle klişe bir kalıpla ahkam kesecek değilim. Siz siz
olunmuş... He akıllı adam kıtalar arası yapacağı ilk yolculukta kalacak yer
ayarlamadan olaya girişmez. Yatacak yerin yok kızım New York senin neyine
derler adama. Ama işte olay benim gibi tez canlı, inatçı bir bünyede cereyan
ediyorsa, her an her şey olabilir.
2012 yılına girdiğimizde her yalnız genç kız gibi (genç kız
mı?), “ehe 2012 çok farklı bir yıl olacak, özgür olucaaam, uçucaam kaçıcaam” modunda
bir beklentiler zincirinin içinde buldum kendimi. (Gittim saçımı kızıla boyattım
ki bu tamamen bir buhran anına denk gelmişti, sonra kendi rengime geri döndüm.)
Kalktım İzmir’den İstanbul’a vize görüşmesine gittim. Vizemi aldım, daha
pasaport gelmeden ertesi gün New York biletimi aldım. Sonra her şey tepetaklak
geldi tabi. Oraları çok kurcalamadan kısacası biletlerimi açığa aldığımı
belirtip konuyu kısa kesiyorum. Öhöm.
Gel zaman git zaman, dedim ki yalnız bir genç kızım (genç
kız mı?), benle New York’a gelen bir arkadaş, bir deluganlı yok. Şu biletleri
ben artık yeniden gündeme taşıyayım da 2012 hayallerim de suya düşmemiş olsun
dedim. Biletlerimi aldım efendim. 14 eylül gidiş, 25 eylül dönüş.
Geçen arkadaşlarla oturuyoruz sahilde. Denize giriyoruz,
güneşleniyoruz. Dediler ki “ee melis nedir noldu senin bu seyahat?”. “E
gidiyorum işte 14’ünde.” dedim. Dediler “nerde kalıcaksın?”. Dedim “bilmiyorum?”.
“Lan kim vurduya gidiceksin melis. Helal olsun ne cesaretli kızmışsın ayol”
dediler. Aha aldı mı beni bir telaş?
Harbiden lan ben nerde kalıcam dedim. Birden arka fonda Mattafix-Big City Life
çalmaya başladı tabi bende. İniyoruz JFK’ye. Her yerde binlerce yönlendirme
tabelası. Hüüüüü nereye gidicem lan ben, diye kalıyorum ben çek çek valizimle.
Bir tekerlek sesi beni takip ediyor. Homeland Security abileri soruyorlar “Where
will you be staying during your vacation?” diye. Ben çok salak bakıyorum, cevap
veremiyorum. “Sorry...” diyip beni Türkiye’ye geri postalıyorlar. Bunların hepsi
oluyor, hem de beynimin içinde. Böyle de senarist bir alt yapım vardır.
Dedim ki melis, hadi bakalım iş başa düştü.
Bir arkadaşım bi site önermişti. http://www.airbnb.com ... Başladım burdan
insanlarla iletişmeye. Bikaç iyi kalpli olduğunu varsaydığım kişi geri dönüş
yaptı. Açıkçası site baya güzel çalışıyor. Ben de kezbanım diye hep “female
only” “no guys sorry” tarzındaki ilanlara mesaj attım. Sonra “private room”
olmasına dikkat ettim. Öyle dedim elalemin salon kanepesinde filan yatmayayım,
kırk yılda bir gidiyorum zaten. Mahallesi düzgün müdür, metroya yakın mıdır hep
sordum soruşturdum. Artık Upper East Side senin, Queens benim, Brooklyn
oradaysa, Harlem olmaz ı ıh, diye diye bildiğin Google Maps sokak görünümünden
tüm kenti gezdim ezberledim. İyi de oldu. Sonra artık tam Lucy diye kıl bir
kızcağızla anlaşacaktık ki sabah bir telefon geldi... Boston’da yaşayan
üniversite arkadaşım. “Olduğun yerde kal! Sakın para mara ödeme. Sana kalacak
yer buldum!!...” Oleeey dedim 600 dolar cebime kaldı laa! Bildiğin piyango
lan... Sevindim tabi.
![]() |
| Brezilyalılar'la pek anlaşamadık. Sonra birileri 911'i aramış tabi... |
E 102nd St’deymiş yer (iist yüzikinci sıtrit). Böyle baktım
bloklar filan var. Oralarmış... Önce onu öğrendim. Sevindim e iyi dedim
yakınmış. Sonra ev sahibi iki Brezilyalı imiş onu öğrendim. Sonra korktum ben
açıkçası. Ben Karşıyakalı bilirim, İstanbullu bilirim. Ama Brezilyalı mı? Hey
adamım... Orda biraz dur tamam mı? Bu lanet olasıca şehirde Brezilyalılar’la mı
kalıcam dostum ha? Yoo yoo... Dostum kaç! Aynasızlar geliyor! Oh hayır lanet
olsun!



