30 Ağustos 2012 Perşembe

Köprüden yürüyerek geçebiliyor muyuz?

15 yaşında ilk kez Zeynepler'de kalmaya İstanbul'a geldim. Bayramdı. Otobüslerde yer filan kalmamıştı pek... Dandik bir otobüs firmasından bi bilet almıştı babam. Bizim aile bireylerinin tamamı İzmir; hatta bilemedin Konak İlçesi sınırları içerisinde ikamet ederler bu arada... İzmir dışını pek bilmeyiz. Ondan otogarmış, efendim otobüsmüş, yolculukmuş, bu seyahatsal yönlerimiz pek gelişik değildir. Neyseki ben kısıtlı olanaklar dahilinde ufkumu geniş tutmayı başarmışım... Neyse işte otogara geldik, otobüse bindik. Dakka bir benim yerimde bir bayan oturuyor. "Pardon cam kenarı benim de geçebilir miyim?" dedim.. Bayan da "?" böyle bana baktı. Aha, teyze yabancıydı. "can i sit by the window, i think its my seat?" tarzında bişi dedim. Teyzem "ohhhh ok" diyip hemen yer değiştirdi. Ancak işte o zaman anlamıştım ki... İngilizce bildiğim için... O otobüste hayatım kaymış demekti.

Dandik otobüsümüz hem çok yavaş yol alıyordu, hem yollar karlı idi ki Manisa'da biz dualar okumaya başladık. Yıl işte 2000 filan heralde, insanlar otobüsün içinde sigara yaktılar streslenip. Böyle bok gibi bi ortam var kısacası. O dönemde de işte Yalova depremi hala konuşulan bişey, yolda yıkılan kırılan bişeyler gördük vah vah dedik diye hatırlıyorum. Bu benim yanıma oturup beynimi si... şey eden teyze de meğersem deprem amaçlı gönüllü olarak gelmiş. Yol boyunca hayat hikayesini baya anlattı bana. Sonra ben sinirlendim kulaklıklarımı taktım. Sonra teyze omzuma vurdu, eliyle "çıkar çıkar la daha anlatacaklarım bitmedi!!" dedi bana... ben hep o teyzeyi dinledim durdum.

Sonra İstanbul'a gelmiştik artık heralde ki muavin amca tek tek nerede ineceğini soruyordu insanlara. Sonra sıra bana geldi. "Nerde ineceksin!?!" dedi, ben de: "Harlem!" dedim. Sonra amcanın burda : "oooo sen çok yanlış gelmişsin hacı. upper east side'ın böyle az yukarısı olur oralar. aman diyyim" demesi gerekirdi herhal... Ancak amca sesini çıkarmadı. Ben de içimden "Harlem ne lan... O sanki başka bi yerdi... Harem miydi  yaa uuff" diye streslere girmiştim. Neyse indik ettik buluştuk.

Harlem böyle bi yer hey yo!
Harem otogarı ise böyle bi yer... Resimdeki 7 farkı bulunuz.
Sonra bayram tabi. Büyükşehir... Metropol insanları. Zeynepler de maşallah Bağdat Caddesi'nin orta yerinde ikamet ediyorlar. Kalabalık da kalabalık her yer. Ben sürekli karşıyı merak ediyorum. Karşıya nasıl geçilir, karşı nedir, Avrupa yakası nasıl bir yerdir... Sorular sorup duruyorum. Sonra işte Zeynep dedi ki bana, "burdan böyle dümdüz gittin miydi Kadıköy" dedi. "Ee dedim Kadıköy'den sonra?", "Kadıköy'den sonra köprü geliyor." dedi. "E köprüden sonra?" dedim... "Köprüden sonra işte karşıya geçiyorsun" dedi... "Haaaa" dedim "hadi köprüye  doğru yürüyelim madem, karşıya geçelim ??!?!" dedim. "Nası?" dedi Zeynep."E yürüyerek !?!?" dedim.. "Ehehe... Oha. Köprüden yürüyemeyiz." dedi. Severdi beni kerata. İşte kıta değiştirme hayallerim daha o zaman suya düşmüştü.
15 yaşında yürüyerek geçmek istediğin köprü. Bono yürüdü ama di mi?

İşte böylece yıllar yıllar yıllar geçti, gerek ekonomik kısıtlılıklar olsun, gerekse ekonomik kısıtlılıklar ve bir takım maddi olanaksızlıklar nedeniyle :) biz o kıtaları hiç değiştiremedik.

Ne zaman ki çok çalıştık, azimle sıçtık, o zaman dedik ki: "anne, baba. ben Amerika'ya gidiyorum."

Sonra böyle hayatında hiç yurtdışına çıkmamış bir kızın, kimseyi tanımadığı eşşek kadar kıtada, how to make it in america dizisi misali kafaya koyduğunu yapma çabası böylece bir projeye dönüştü. Dur bakalım neler olacak, haydi hayırlısı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder