26 Ekim 2012 Cuma

Hikaye Kırıntıları


Başlık üzerime kaldı iyi mi?

Böyle olacağını biliyordum da klasik “gelecekteki Melis düşünsün” edasıyla salıveriştim. Neymiş, gelecek de bir gün geliyormuş. Kezbantatilde alan adım, anlamını yitirdi. Sanki paso sırt çantamla dünyayı gezen bir imaj sergilemiş gibi olsam da bildiğin bayramın 1. günü itibariyle evde oturuyorum lan. Hayatımda komikli pek çok şey oluyor. Oturup yazayım filan diyorum. Sonra bakıyorum, New York, tatil filan... Konsepte uymuyor.

New York’tan döneli tam 1 ay oldu. Aldığım hediyelerden sahiplerine teslim edilemeyenler orda burda atılı şekilde duruyorlar. İçilememiş içkilerim var ya la.

Ay dur be çok etkilenip de hiç bahsetmediğim bişey var. Derler ya hep Broadway Şovları filan. Yani böyle bişey var da nası bişey, neler o şovlar ben hiç bilmezdim. Sonra nycgo.com diye bir site var. Baya işe yarıyor. Gitmeden önce ordan araştırmıştım. Bu broadway şovlarının biletleri pahalı oluyormuş ama tkts diye bi olaydan bunları ucuza alabiliyormuşsun. Nerdeyse yarı fiyatına filan. Googlelayın zaten pek çok kentte şubemsi şeyleri var. Bi tanesi de Times Square’de idi. Times Square’e gittiğinizde m&m’e girmeden gelmeyin derim ben size. Allahım yarabbim. Ağzımın suları şu an bile akıyor. Çikolatayı her bağyan gibi çok severim. Yerim. Tamam özümüzde bonibonla büyümüş bir nesiliz. "Hadiii bu kapaktan çıkan harf sevdiğin çocuğun baş harfiymiiiiş ha hahaahah" derdik küçükken. Ama söz konusu ben olunca çıkan kapak "Ğ"den öteye gidemezdi. "Ğ" ne lan. Yumuşak ge. Şakasın bonibon. Aşk hayatım sen ve şıpsevdi sakızından çıkan aşk tanımlamaları sayesinde son buldu zaten. Neyse ne diyorduk, Adamlar m&m’in havlusundan donuna, cüzdanından, terliğine her bokunu yapmışlar. Tamam biraz abartı da. Böyle ben diyeyim 2m, sen de 3m dev şeffaf borular var. İçleri çeşit çeşit renk renk m&m’le dolu. Ağzını daya, kolu çek ve 3. Sayfa haberi ol. “Boğularak öldü: Genç kadın aşırı m&m kurbanı”  (genç kadın neyse artık...)  Özellikle bademli ve hindistan cevizli olanları mü-kem-mellsssdhh... Sularım aktı da ağzımın kenarından. 

İnsan yicek bunları...

bir nevi cennet işte....

Neyse işte orda bi yerde bir adet tkts booth’u var. Borsa gibi. O an oynayan broadway şovları listeleniyor. Sıraya giriyorsun. Sonra işte kalıp kalmamasına göre atıyorum 150 dolarlık oyuna 75 dolara giriyorsun. Öyle bişey. Biz de öyle yaptık. Oyun seçerken zorlandık zira baya bilinçsizdik. Sıradayken etrafınızda çok tatlı görevliler dolanıyor. Sorusu olan sorsuuun, diye sevimli sevimli yanına geliyorlar. Ve evet beklenen soruyu bi turist ablam yapıştırdı, kıyafet sorunsalı var mı diye. Çünkü insan broadway şovu deyince zannediyorki böyle tuvaletler efendim balon etekli balo kıyafetleri filan giymeliyiz. Ben bildiğin şort tişört modundaydım, baya tırsmıştım. Zaten abla bu soruyu sorunca, çalışan abi de “evet balo kıyafeti, topuklu ayakkabı, elmas takılar ve pelerin giymeniz gerekiyor ehehe” diye dalga geçti. Sıra bize gelene kadar Kerem’le baya Chicago mu yok efendim Mamma Mia mı olsun diye düşünürken, aniden Phantom of the Opera’da karar kıldık. Ve çok çok çok çok çok... iyi yapmışız. Çünkü ben hayatımda böööööööyle bir şov izlemedim. İlk önce müzikal olduğundan yani böyle opera tarzımsı bişey olduğundan, dedim kesin bişey anlamıycaz. Ama konuşmalar gayet anlaşılırdı. Ama açıkçası yani ben nasıl anlatabilirim ki bu şovu? Kelimelerle ifade demeyeceğim kadar görkemli, büyüleyici ve şaşırtıcıydı. O sahne... bu kadar farklı şekilde kullanılabilir mi? Türkiye’de de pek çok kez tiyatroya gittim, operaya da gittim ama o sahnedeki tasarımlar hep genelde sabit şeyler oluyorlar. Burda o sahne kah mezarlık oldu, kah ev oldu, kah ofis oldu aman ne bileyim ben. Işık oyunları, perde oyunları o kadar mükemmeldi ki. Uzunca bi süre ağzımız açık kaldı. Anlatılmaz yaşanır bir tecrübeydi. Yalnız işin komik yanı, daha önceki yazımda da kapitalizm çarklarından filan bahsetmiştim. Adamlar oyun çıkışı bize bu maskeyi sattılar ya! :) pazarlama stratejinize saygı duydum...

Böyle hayalete can kurban...

O kadar kilometre gidip de broadway şovuna gitmeden sakın dönmeyin. Bizim oyun Majestic Theatre’da oynuyordu. Böyle bir güzellik yol.


Majestic Theatre böyle bir yer. Bu sahnede neler oldu neler...



Ve Phantom of the Opera’nın müthiş melodisiyle kapatıyorum. (Ne New Yorkmuş anasını satıyım 10 günlük geziyi milim milim 1 aydır anlatıyorum.)



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder